Dr. Piraye Oflazer Kök Hücre Açıklaması

Sayın Hastalarımız ve Hasta Yakınları,

Gerçek durumu bilmek isteyenler için yazmam gerektiğini düşündüm. Amacım umut kırmak değil. Ancak, gereksiz yoğun umut beklentisinin sonuçlarının da en az umutsuzluk kadar acılı olduğunu hep birlikte gördük. Bilimsel kanıtları beklemeyip acele edersek bu yıkımların yaşanmaması olası değil.

Kök hücrelerin elde edilebilir, üretilebilir ve kas-sinir hücrelerine dönüştürülebilir özellikte olması bu hücrelerin birçok hastalıkta kullanılabilmesine olanak sağlıyor ve çok umut vadediyor. ANCAK, bugün için kök hücre tedavisinin HİÇBİR nöromüsküler hastalıkta kanıtlanmış etkisi YOK. Arada münferit bazı hastalara “iyi gelmiş” olduğunun söylenmesi bu tedavinin, söz konusu hastalıklarda yararlı olduğu anlamına gelmeyebilir. Tedaviden “yararlandığı” bildirilen hastaya yeniden dönüp bakmak, teşhisin doğru olup olmadığını kontrol etmek gerek. Örneğin, ALS’ye çok benzeyen ancak bugün elimizdeki ilaçlarla tedavi edilebildiğimiz bir hastalık var. Bunları birbirinden ayırt etmek son derece önemli. Eğer bir ALS hastası bu tedaviye gerçekten yanıt vermiş ise bunun da hiç vakit kaybedilmeden, TÜM GEÇERLİ KANITLARI İLE BİRLİKTE bilimsel dergilerde, hem de ACİL BİLGİ ibaresi ile yayınlanması ve bilim camiasına kazandırılması gerekiyor. Bugün bunların hiçbirisi, kök hücre kullanımı açısından, hiçbir nöromüsküler hastalık için söz konusu değil.

Aslında gözden kaçırılan ve çok önemli olan başka bir konu var: Kas hastalıkları için köklü bir tedavi bulunduğunda bundan hangi hastaların ne kadar yararlanabileceği. Burası çok önemli çünkü bu konuda hastanın kendisinin veya hasta yakınının yapabilecekleri var. Bu hastalıklarda yaşla birlikte hasta kas hücrelerinde bir yapısal bozulma ve/veya azalma söz konusu. Köklü tedavi ise HASTAYI HANGİ AŞAMADA BULMUŞSA ancak ondan sonrası için etkili olabilecektir doğal olarak. Yani kayıp olanı geri getirmesi söz konusu değil. Genetik nöromüsküler hastalıkların kas ve sinirlerin yapısının etkilendiği hastalıklar olduğunu, her hastalığın hastalığa ve hastaya özgü bir hızda (genellikle on yıllar içinde) ilerleme gösterdiğini, VE ÖZELLİKLE bu ilerlemeyi hızlandıran faktörlerin olduğunu dikkate alırsak konunun önemi daha iyi anlaşılabilir.: Zaten güç azalması nedeni ile bedenimizin toptan hareketleri etkileniyorken, oransız kas zayıflığı sonucu eklemlerimizde kısıtlanma ortaya çıkıyorken hareketleri bizim ayrıca azaltmamız, kaslarımızı tembelleştirmemiz bu bozulmayı, hastalıkların ilerlemesini ÇOK HIZLANDIRIYOR. Hem güçlü, hem de güçsüz kaslarımızı uygun biçimde çalıştırmamız, solunum kapasitemizi geliştirmemiz kesinlikle bu ilerlemeyi azaltıyor, en azından kendi doğal seyrine bırakıyor. Gerektiğinde ortopedik düzeltmelerin yapılması, nefes problemlerinin bertaraf edilmesinin yararları bilimsel olarak da kanıtlanmış durumda. Unutulmamalı ki bu kişisel çalışmalar hastalıkları tedavi etmiyor ancak hastalıkların YALNIZCA kendi hızlarında ilerlemesini sağlıyor. Bizim olumsuz katkılarımız nedeni ile bu ilerlemenin hızlanmasını engelliyor. Bunları yapmadığımızda kendi hastalığımızı kendi ellerimizle daha kötü ediyoruz. Oysa hastalığımızdan geri kalanlar bize lazım olacak. Ne kadar çok kalırsa o kadar iyi değil mi?

Tedavi çalışmalarında umutsuzluğa kapılmak veya henüz olgunlaşmamış (kanıtlanmamış) tedavilerden yararsız ve yıkıcı umutlara kapılmak yerine hepimizin KENDİ ÜZERİMİZE DÜŞENİ yapmaya davet etmemin kesinlikle daha yararlı olduğunu bilmenizi istiyorum.

Hepinize saygılarımla.

Dr. Piraye Oflazer